Dr. Hasan Meral- Cumhuriyet Sigortacılığının İlk Yılları: Rekabet, Düzenleme ve Tekel

1927 yılında çıkarılan kanunla, Türkiye’de faaliyet göstermek isteyen sigorta şirketleri altı ay içinde ruhsat almak zorundaydı. 1928’de 42’si yabancı, toplam 53 sigorta şirketi ruhsat alacaktı. Böylece yabancı sigorta şirketlerinin ayrıcalıklı konumu sona ermişti. Mustafa Kemal’in de ifade ettiği gibi, yeni Türkiye, ekonomik bağımsızlığını tehlikeye atacak hiçbir yapıya izin vermeyecekti.

-Dr. Hasan Meral

Cumhuriyetin ilk yıllarında pek çok alanda olduğu gibi sigortacılıkta da önemli değişimler yaşandı. Devletin güçlü desteğini arkasına alan Anadolu Sigorta kısa sürede pazar lideri oldu. Ancak bu rekabetin sona erdiği anlamına gelmiyordu. Yabancı şirketlerin yanında, Umum, Türkiye Milli, Şark gibi yerli rakipler de piyasada yer edinmişti. Piyasadaki sert rekabet nedeniyle, Sigorta Şirketleri Birliği’nin o güne kadar uygulatmayı başardığı asgari prim tarifesi büyük ölçüde devre dışı kaldı. Özellikle kamu sigorta işlerinde %70’e varan indirimler görülüyordu. Sigortacılıkta bir kez daha teknik zarar riski ortaya çıkacak ve sektörü tehdit etmeye başlayacaktı.

Asgari fiyat tarifesinin devre dışı kalması, Anadolu Sigorta’nın rüçhan hakkını işlevsiz hale getirmişti. Ancak Anadolu’nun ortaklarından Union grubu yeni bir çözüm üretmekte gecikmedi. Union, sigorta primlerinin bir kısmını kontrol edecek bir reasürans şirketinin kurulmasını öneriyordu. İş Bankası, planı cazip buldu ve hemen girişimlere başladı. 1927 yılında reasürans tekeline ilişkin kanun yürürlüğe girdi, iki yıl sonra da tekelin işletme görevi resmen İş Bankası’na verildi. Banka, tekel imtiyazını elde etmek için Anadolu Sigorta’nın rüçhan hakkından vazgeçmek zorunda kalacaktı. Ancak tekelin sunduğu güç karşısında bu göz ardı edilebilecek bir kayıptı.

1929 yılında Milli Reasürans’ın kurulmasıyla Türk sigorta sektöründeki dengeler tam anlamıyla değişti. Ülkede yapılan tüm sigorta işlemlerinin %50’sinin Milli Reasürans’a devredilmesi zorunlu hale getirilmişti. Dahası, sigorta tarifeleri ve komisyonlar da Milli Reasürans tarafından belirlenecekti. Böylece İş Bankası grubu sigorta piyasasının mutlak hakimi haline geldi. Cumhuriyet sigortacılığında derin izler bırakan Milli Reasürans dönemi böylece başlamış oluyordu.

Sigorta piyasasında güç dengeleri değişirken, Hükümet de sigortacılığı düzenlemek adına yoğun bir çalışma yürütüyordu. Cumhuriyet kadroları, Osmanlı’nın yabancı sigortacılarla yaşadığı çekişmeyi unutmamış, benzer sorunların tekrar etmemesi için harekete geçmişti. Cumhuriyet’in ilk kanunlarından biri olan 1926 tarihli Ticaret Kanunu’nun 13. faslı, tamamen sigortacılığa ayrılmıştı. Kanun, sigorta ürünlerinin çalışma esasları ile tarafların hak ve yükümlülüklerini düzenleyen 83 madde içeriyordu. Türkiye’nin Lozan Antlaşması ile serbest gümrük tarifesi belirleme hakkını kazandığı 1929 yılında, devletin ilk düzenlemelerinden biri deniz nakliyat sigortacılığına yönelik oldu. Yeni çıkarılan deniz ticareti kanununun önemli bir bölümü yine sigortacılığa ayrılmıştı.

Sigortacılık esaslarına yönelik düzenlemeleri, sigorta şirketlerinin denetimi ve gözetimi izledi. 1927 yılında çıkarılan kanunla, şirketlere yönelik sermaye, teminat ve tarife gibi zorunluluklar belirlendi. Türkiye’de faaliyet göstermek isteyen sigorta şirketleri altı ay içinde ruhsat almak zorundaydı. 1928’de 42’si yabancı, toplam 53 sigorta şirketi ruhsat alacaktı. Böylece yabancı sigorta şirketlerinin ayrıcalıklı konumu sona ermişti. Mustafa Kemal’in de ifade ettiği gibi, yeni Türkiye, ekonomik bağımsızlığını tehlikeye atacak hiçbir yapıya izin vermeyecekti.

1929’a gelindiğinde, yerli sigorta şirketlerinin pazar payı %33’e ulaşmış ve piyasadaki mutlak yabancı hakimiyeti kırılmıştı. Ulusal sigortacılığın politik ve ekonomik zemini oluşturulmuş, sigortacılık faaliyetleri denetim altına alınmıştı. Cumhuriyet sigortacılığı, yalnızca beş yıl içinde, İktisat Kongresi’nde çizilen hedeflerde önemli bir mesafe kat etmişti. Ancak esas mücadele yeni başlıyordu. Sigortacılığın finansal sistemdeki payı hala %5 düzeyindeydi. Devlet imtiyazları dışında, kendi ayakları üzerinde durabilen bir sektörün inşası gerekiyordu. Sigortacılar 1929’a adım atarken, kısa süre sonra ortaya çıkacak olan ve tüm dünyayı sarsacak Büyük Buhranın getireceği zorluklardan habersizdi.

Bu bölümde Cumhuriyet’in ilk yıllarında ulusal sigortacılığın güçlendirilmesine yönelik adımlara yer verdik. Gelecek bölümde, Türkiye’de 1929 sonrası yükselen devletçilik anlayışının sigorta sektörüne yansımalarını inceleyeceğiz.

Not: Bu metin, LinkedIn’de yayınlanan Türk Sigortacılığının İzinde isimli bültenin bir parçasıdır.